İSTANBUL
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneğinin düzenlediği "VI. AVM Yatırımları Konferansı"nda, Türkiye’nin son 11 yıllık dönemde çok güçlü bir dönüşüm içinde girdiğini belirtti. Türkiye'nin her alanda büyük ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Babacan, "Türkiye’nin 2002 yılı fotoğrafı ile 2014 yılı fotoğrafını mukayese ettiğimiz zaman 3 mislini aşan bir milli gelir büyümesi söz konusu. Dünyaya çok daha entegre bir ekonomimiz ve finans sistemimiz mevcut. Hem ticaret hem de yatırımlar açısından dünyaya daha açılmış bir Türkiye ekonomisi söz konusu" diye konuştu.
Babacan, 2015 yılında Türkiye’nin G20 dönem başkanlığına seçildiğini ve Türkiye’nin gelecek yıl çok sayıda bakanın katılımıyla gerçekleştireceği toplantılara ev sahipliği yapacağını söyledi.
Bu toplantıların sadece finans ve hazine bakanlarının katılacağı toplantılar olmayacağını, çok farklı konulardaki bakanların katılacağını ifade eden Babacan, ayrıca B20 olarak adlandırılan gelişmiş 20 ülkenin iş dünyasının da katılacağı toplantıların düzenleneceğini ve aynı zamanda liderler zirvesine ev sahipliği yapılacağını anlattı.
Babacan, küresel piyasalara bakıldığında 2008-2009 yıllarındaki kriz dönemlerine göre ekonomilerin daha toparlanmış olduğunu belirterek, "Krizle ilgili en kötü muhtemelen arkamızda kaldı. Bundan sonra ülke ülke değişen hızlarda toparlanmaları görmeyi bekliyoruz. ABD’deki toparlanma gelişmiş ülkeler içindeki en hızlı ve güçlüsü. Öte yandan Avrupa’da daha zayıf ve ülkeden ülkeye değişen hızlarda bir toparlanma söz konusu. Japonya’da da kısa vadede toparlanma görüyoruz ve orta ve uzun vadede ciddi kuşkular var" değerlendirmesini yaptı.
AB’deki toparlanmanın Türkiye’nin ihracatı açısından çok önemli olduğunu aktaran Babacan, Türkiye’nin büyüme modelinde daha çok ihracat ve daha çok yatırım ile iç tüketimde ölçülü gitmek olduğunu ve "yeniden dengelenme" diye adlandırdıkları politikaların etkilerini de görmeye başladıklarını dile getirdi.
"Yatırımların adresi önemli ölçüde yine gelişmekte olan ülkeler olacak"
Geçen yıl mayıs ayından bu yana Fed’in uyguladığı politikalarla beraber gelişmekte olan ülkelerin daha küçük büyüme performansları sergilediğini söyleyen Babacan, şunları kaydetti:
“Bu sadece bizimle alakalı değil. Bazı gelişmekte olan ülkelerde ciddi yapısal sorunlar söz konusu. Gelişmekte olan ülkeler artık eskisi kadar hızlı büyümeyecek. Önümüzdeki 10 yıl boyunca gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı, geçmiş 10 yıla göre daha düşük olacak ancak bu oranlar bile gelişmiş ülkelerin çok çok üzerinde olacak. Yanlış algı da olmaması lazım. Bazen uluslararası kuruluşların raporlarında bu çok vurgulanıyor, 'gelişmekte olan ülkeler artık eskisi gibi olmayacak' diye. Eskisi gibi olmayacak da nasıl olacak? Yine de gelişmiş ülkelerden daha iyi olacak.
Gelişmiş ülkelerin yapısal sorunları çok çok büyük. Yaşlanan ve daralan bir nüfus söz konusu. Demografik dinamizmi gelişmiş ülkeler önemli ölçüde kaybetti. Kamu borç stoku pek çok gelişmiş ülkede tarihi yüksek seviyelerde. Gelişmiş ülkelerin ortalama borç stokunun milli gelirlerine oranı 2. Dünya Savaşı sonrasındaki en yüksek rakamlara ulaşmış durumda. Ancak bir dünya savaşı ülkeler üzerine bu kadar maliyet ve borç stoku yıkabildi.”
Bu borcun bütçe disiplini ile azaltılabileceğini ifade eden Babacan, bütçe disiplininin de ya harcamaların kısılmasıyla ya da vergilerin artırılmasıyla sağlanabileceğine dikkati çekti.
Gelişmiş ülkelerde vergi konusunda er yada geç vergi oranları artışlarının geleceğini öngören Babacan, şöyle konuştu:
"Dolayısıyla bir yandan kamu maliyesindeki sorunların er ya da geç vergi artışlarını beraberinde getireceği gerçeği bir yandan da gelişmekte olan ülkelerin daha hızlı bir büyüme potansiyeli olduğunu düşündüğümüzde yine yatırımların adresinin önemli ölçüde gelişmekte olan ülkeler olduğunu göreceğiz.
Son 7-8 aylık dönemde gelişmekte olan ülkeler aleyhine yürütülen retorik bir yayın ve analiz furyası ortalarda dolaşıyor ama bunu iyi okumak lazım. Sadece geçmiş 10 yıla göre daha küçük bir performans ama gelişmiş ülkelere göre daha yüksek bir performans devam edecek, bunu görmek lazım."
Son 7-8 aydır yaşananları Asya krizine benzetenlerin olduğunu ve bunun gerçekle yakından uzaktan ilgisinin olmadığını vurgulayan Babacan, işini iyi bilen ve trendleri iyi okuyan yatırımcıların bu tür haberlerin arkasına takılmadığını ve kendi analizlerini yaparak yatırımlarına kararlılıkla devam ettiklerini söyledi.
Türkiye’nin artık çok sağlam kamu maliyesine sahip olduğunun altını çizen Babacan, "Türkiye’nin geçen yıl brüt kamu borç stokunun milli gelire oranı yüzde 35’e düştü. Hele hele net kamu borç stokunun milli gelire oranı yüzde 15’e düştü. Üstelik bu yüzde 15’lik kamu borç stokunun içerisinde döviz borcu sıfırlandığı gibi hatta bir miktar artıya geçmiş durumda" ifadelerini kullandı.
Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün Türkiye ekonomisinin büyüklüğünü geçtiğine dikkati çeken Babacan, ayrıca bankacılık sektöründe toplanan mevduattan daha fazla kredi kullandırıldığını da sözlerine ekledi.
"Bizim dış finansman konusunda ihtiyacımızın ölçülü olması gerekiyor"
Bu dönemin gelişmekte olan ülkeler açısından finansman ihtiyacının miktar olarak biraz azalacağı ve maliyet olarak bir miktar yükseleceği bir dönem olacağını söyleyen Babacan, öte yandan ABD Hazinesi’nin bile bu dönemde borçlanma maliyetinin yükseldiğine dikkati çekti.
Babacan, Türkiye'nin dış finansman konusunda ihtiyacının ölçülü olması gerektiğini, bu durumda piyasaların hareketli olduğu dönemde iç piyasanın bundan o kadar olumsuz etkilenmeyeceğini ifade etti. Dış finansmanın iyi bir şey olduğunu ve ülke ekonomisinin büyümesine faydalı olduğunu aktaran Babacan, ama bunun ölçülü miktarlarda olması ve ölçülü büyümesi gerektiğinin altını çizdi.
"Türkiye'ye geçen yıl cari açığın 10 milyar dolar üzerinde bir finansman girişi olmuş"
Aşırı dış borçlanma ihtiyacının reel sektör açısından farklı riskleri de beraberinde getirebileceğini anlatan Babacan, şunları kaydetti:
"Bizim DİBS ve hisse senedi piyasası ve o piyasaya olan giriş, toplam finansman girişinin sadece küçük bir bölümü. Piyasaların en çok hareketli olduğu Haziran-Aralık 2013 dönemi, bizim malum haziran ayında Gezi olaylarımız var ve yine bütün dünyada 22 Mayıs sonrası Fed'in yeni politika uygulamaları var. Bu tabloda dahi bakıyorsunuz diğer finansman kalemi 37 milyar 800 milyon dolar. 'DİBS piyasasından çıkış oldu' diye gazetelerde bol bol okuyabilirsiniz. Geçen yılki cari açığımız 65 milyar dolar fakat Türkiye'ye giren finansman 74 milyar 780 milyon dolar. Türkiye'ye cari açığın neredeyse 10 milyar dolar üzerinde bir finansman girişi olmuş. Hisse senedi ve DİBS piyasasında rakamlar her hafta açıklandığı için bunlar haber oluyor. Ne kadar girdi-ne kadar çıktı? Ama bu, resmin tümü değil, önemli fakat resmin tümü değil."
"SPK, özel sektör tahvil ihracı izinlerinde çok dikkatli davranıyor"
Babacan, sözlerine şöyle devam etti:
"Yanlız şunu ifade edeyim; SPK, özel sektör tahvil ihracı izinlerinde çok dikkatli davranıyor. Bu yeni gelişen bir piyasamız, biz en az ilk yedi, sekiz, on yıl her bir Türk şirketinin tahvilinin çok itibarlı, bütün dünyada saygınlık kazanan ve 'acaba ödenir mi, ödenmez mi' diye endişe uyandırmayan tahvil olmasını istiyoruz. Bu tahvil ihracı izni biraz zor veriliyor. Seçici olunuyor. Çünkü daha yeni başlanmış piyasada ilk bir kaç yıl uluslararası piyasalarda fireler meydana gelirse sıkıntı olur. Biz istiyoruz ki nasıl Türkiye Cumhuriyeti'nin tahvilleri sapasağlam bir enstrüman gibi gözüküyor, 'ödenir mi, ödenmez mi' diye kimsenin aklına bile gelmiyor. Piyasaların, kurun en hareketli olduğu günlerde Hazine Müsteşarlığı arka arkaya yurt dışı ihraçlar yaptı. 10 yıllık, 31 yıllık, ihracın 4-5 misli talep geldi.
Öte yandan Hazine 31 yıl sonra ödemek üzere borçlanmaya çıkıyor ve borçlanmanın 3-4 misli talep geliyor. Biz Türk özel sektörün tahvillerinin de böyle sağlam bir piyasa şeklinde olmasını istiyoruz. Belki belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra bakış açısı değişebilir ama ilk başta biraz ölçülü, dikkatli gitmek durumunda kalacağız. SPK'dan verilen izinler biraz dikkatli olacak. 'Bu özel sektörün işidir. Biz teknik olarak bakarız gerisini de piyasa takip etsin' demeyeceğiz. İlk dönem dikkatli olmak durumundayız."
Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneğinin düzenlediği "VI. AVM Yatırımları Konferansı"nda konuşan Babacan, perakendecilik sektörünün ciddi bir dönüşüm içerisinde olduğunu ve geleneksel perakendecilikten hızla organize perakendeciliğe geçişin söz konusu olduğunu ifade etti. Bu geçişin bazı sancıları ve problemleri beraberinde getirdiğine dikkati çeken Babacan, pek çok konuda yasal düzenlemelerin sektörün peşinden geldiğini söyledi.
Babacan, şunları kaydetti:
"Sektör çok hızlı değiştiği için 11 yıldır perakendecilik ile ilgili tasarı taslaklarını değiştirerek bugüne geldik. En son artık günceli yakalamış bir tasarı inşallah oluşuyor. Daha iki gün önce arkadaşlarla tekrar oturup çalıştık. Ekonomik Koordinasyon Kurulumuzu tekrar bunun için toplayacağız ve son haline bakacağız. Burada temel esaslar var ve bunları vurgulamak gerekiyor. Halkımızın çok bol çeşide kolay ulaşması ve iyi bir hizmetle kaliteli ürünleri mümkün olduğunca ucuza alması... Bu temel bir önceliktir. Burada kimi ne kadar koruyacağızın cevabı, öncelikle tüketiciyi korumaktan geçiyor. 'Tüketici halkı nasıl koruyacağız' dediğimiz zaman, rekabetin iyi işlemesi son derece önemli. Rekabeti kısıtlayıcı ve kısıtlanmış rekabet nedeniyle yükselmiş maliyetler bizim görmek istediğimiz bir tablo kesinlikle değil.
Öncelikle 76 milyonu, harcayan, tüketen vatandaşı koruyarak başlamamız gerekiyor. Burada koruma derken, dünyada korumacılık denen bir anlayış var. Korumacılık kriz döneminde pek çok ülkenin düştüğü tuzak aslında, tam tersine küçük kesimleri korurken, geniş kesimlere büyük zarar ve maliyet getiren bir anlayıştır. Buna da dikkat etmemiz gerekiyor. Sonuçta rekabet, rekabet, rekabet... Bunun da iyi çalışması gerekiyor. Bunu nasıl yapacağız? Haksız rekabete yol açacak ortamlara izin vererek değil, adil bir rekabet ortamı oluşturarak olacak. Perakendecilik sektörü çok fazla düzenleme yapılmış bir alan değil. Sadece perakendecilere özel yapılmış yasalar da çok yok."
Özellikle vatandaşı aldatacak türden iletişime izin veren bir yapının da uygun olmadığını ifade eden Babacan, "Bazen görüyoruz. Bakıyorsunuz bir afiş açıyorlar 'kapatıyoruz' diye. Aradan üç ay geçiyor, 2 yıl geçiyor hala kapandığı yok. 'Kapatıyoruz tabelası asıp da elimdekini ucuza satacağım, gel al' deyip 20 defa daha o mağazayı doldur boşalt yapıyorsak bu dürüst bir alışveriş olmuyor. Ayrıca 'yüzde 50 indirim başladı' diye tabela asıyorsun. İndirimden önce 100 liraya satıyordun, indirim tabelasını astıktan sonra üzerine 200 lira yazıyorsun. Zaten 100 liraya satıyordun. 'Ben bunu 200 liraya satıyordum, bak şimdi 100 liraya düşürdüm.' Bunlar da doğru işler değil" şeklinde konuştu.
Düzenleme yapılacaksa bu noktaların irdelenmesi gerektiğine ve beyanın, asılan etiketin, kampanyaların doğru ifade edilmesi gerektiğine dikkati çeken Babacan, yeni yasanın bunları da dikkate alacağını söyledi.
Tasarıyı çok geciktirmeden, seçim sonrası aylarda gündeme getirmek istiyoruz
"Outlet" teriminin artık ayağa düştüğünden, herkesin bir outlet tabelası asmaya başladığından yakınan Babacan, "Bunun uluslararası bir tanımı vardır. Bunu, tanımı yapmayıp tamamen serbest bıraktığınız zaman da yine aldatmaya göz yummuş oluyor ve bunun önünü açık tutmuş oluyorsunuz" dedi. Babacan, bu tabelayı sıradan bir dükkana asıp da burası komple daha ucuz havası oluşturulmasına da dikkat edilmesi ve izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.
"Keşke bu söylediklerimiz perakendecilik sektörü tarafından kendi kendine regüle edilebilecek bir unsur olsa" temennisini dile getiren Babacan, bunu gönüllü kuruluşların kendilerinin sağlayabilmesini tercih ettiklerini belirtti. Piyasa mekanizmasının bunu Kendi kendine sağlayamaması durumunda kendilerine çok fazla talep ve şikayetler geldiğini söyleyen Babacan, şunları kaydetti:
"Bu konuda popülizm rüzgarları esiyor. Buna son derece dikkat etmek lazım. Popülizmin çok türleri var. Fazla detayına girmek istemiyorum ama sektörün içindekiler bunu anlıyordur. Popülizm rüzgarları çok riskli ve çok tehlikelidir, hangi alanda olursa olsun. Dış politikada popülizm yapanlar olur ve pek çok ülkede yapılır. Ekonomide popülizm yapanların haddi hesabı yok, en yakınımızdaki Avrupa.
Perakendecilik sektörü özeline indiğimizde burada da popülizm yapılacak alanlar vardır. Bunlara çok dikkat etmek gerekir. Ölçülü olmanız ve akılcı davranmanız gerekiyor. Bir yandan yatırımların önünü açarken bir yandan da şehirlerimizin düzenli gelişmesi gerekiyor. Şehirlerimizde yol, trafik ve park durumunu hiç dikkate almadan gayrimenkul projeleri oluşturduğunuzda, projeyi yapıyorsunuz ve bakıyorsunuz ki trafik tıkandı, yollar yetmemeye başlıyor. Bu hiç hesap edilemeyen bir konu değil."
Şehirlerin gelişme plan ve programları ile altyapı yatırımlarına paralel gayrimenkul projelerinin geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Babacan, bu şekilde yapıldığında sorunlarla karşılaşılmayacağına dikkati çekti.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, bu yasa (Perakendecilik Yasa Tasarısı) ile ilgili her kesimle sürekli görüştüğünü ve gelen yeni görüşler ışığında da tasarının sürekli güncellendiğini belirten Babacan, "(Perakendecilik ile ilgili) Tasarıyı çok geciktirmeden, seçim sonrası aylarda son halini vermek ve gündeme getirmek istiyoruz" bilgisini verdi.
Babacan konuşmasında söz konusu düzenlemeye ilişkin, "Ümit ediyoruz ki sektör için faydalı olsun, haksız rekabeti önlesin ve rekabetin iyi işlemesini sağlasın. Türkiye'de iş yapan ve Türkiye'ye parasını bağlamış hem kendi iş dünyamız hem de uluslararası iş dünyası açısından iyi bir hukuki çerçeve olsun" temennisini de dile getirdi.
Muhabir: Ümit Çevik / Murat Birici
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.


