Fatih Türkyılmaz
19 Ekim 2024•Güncelleme: 19 Ekim 2024
Muamma Kahve'de Melek Paşalı moderatörlüğünde düzenlenen panelde, Prof. Dr. Sema Uğurcan ve Dr. Çiğdem Buğdaycı Gürsoy konuşma yaptı.
Uğurcan, Safiye Erol'un romanlarındaki kahramanları analiz ettiği konuşmasında, Erol'un bütün eserlerindeki en temel duygunun aşk olduğunu söyledi.
Erol'un romanlarında yoğun olarak kadın problemlerini işlediğini ifade eden Uğurcan, şunları kaydetti:
"Safiye Erol'un kahramanları, kaderlerini yoğun aşk duygusunun mahpusu gibi değerlendirir. Romanlarının temelinde aşk duygusu beşeri aşktan Allah'a ve topluma doğru genişleme şeklinde kendini gösterir. 1917'de devlet tarafından yurt dışına gönderilen genç kız, döndükten sonra yazdığı bütün romanlarında hizmet ve borç kavramlarını işler. Samiha Ayverdi'nin şu sözleri Safiye Erol'u işaret eder, 'Bu uyanık ve tahvilci kafa ele aldığı bir meseleyi didikleyip teşrif masasına yatırdıktan sonra öyle bir terkibe götürürdü ki, artık önümüzde parçalanmış meselelerin yerine toplanmış bir bütün görürdük'."

”Romanlarıyla felsefi tezlerini işlediğini düşünüyorum"
Dr. Çiğdem Buğdaycı Gürsoy ise Safiye Erol'u ilk okuduğunda onun karakterlerini yargılamayan bir tavrı olduğunu fark ettiğini ve bunun kendisini etkilediğini dile getirdi.
Erol'un sıradan konu ve olayları romanlaştırdığını ve çok derin temalar işlediğine dikkati çeken Buğdaycı, "Safiye Erol'un romanlarıyla felsefi tezlerini işlediğini düşünüyorum. Dolayısıyla felsefe yapmak direkt düşüncelerini anlatmak değil, yarattığı karakterlerle kendi felsefi görüşünü anlatıyor diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Buğdaycı, Safiye Erol’un romanlarında üçüncü halin imkansızlığı olarak da adlandırılan Aristo mantığını aşk üzerinden altüst ettiğini vurgulayarak, romancılığın yanı sıra filozof olarak da tanımlanabileceğini ifade etti.
Erol'un romanlarının yayınlandığı döneme kadar Türk edebiyatındaki Doğu-Batı algısına da değinen Buğdaycı, Türk romanında Batılı olmanın maddiyatla ve gösteriş arzusuyla temsil edilirken Doğulu olanın maneviyatla ve iç dünyanın zenginliğiyle ilişkilendirildiğini belirtti.
Buğdaycı, Erol’un romanlarında bir kesinlik önermediğine işaret ederek, “Benim fikrimce hep ara alanlara girer, hep üçüncü halin bir yandan imkanından bahsederken diğer yandan da böyle bir imkanın olduğunu çok sıradan örneklerle, hayatımızın alelade anlarını kullanarak gösterir. Kullandığı mantık ‘ya / ya da’ mantığı değil ‘hem o hem bu / hatta daha da fazlası’ diye adlandırabileceğim bir mantıktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Panel, soru-cevap etkinliğiyle sona erdi.