TBMM
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Seçim barajıyla ilgili tartışmaların hatırlatılması üzerine Bahçeli, genel seçimlere bir yıl kala, seçim mevzuatı ve üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmasının, bugüne kadar Türk siyasetinde görülmediğini söyledi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararının görülmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, "Ondan önceki davranışlar, spekülasyonlar, istismarlar yine bilinen AKP klasiğidir. Basın da buna yardımcı olmaktadır" diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, Tunceli ziyaretinden sonra kendisine Hakkari'ye gitmesi çağrısında da bulunduğunun anımsatılması üzerine, "O Türkiye'nin her tarafını gezsin biz kendisini koruruz" dedi.
Devlet Bahçeli, "Son MGK toplantısında ülkücülerin de paralel yapılanma olarak kayda alındığı ortaya çıktı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna, "Ülkücüler hiç kayıt dışı kalmadılar ki" cevabını verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "3 Aralık Dünya Engelliler Günü"nün vicdan muhasebesi yapmak için bir dönüm noktası olduğunu dile getirerek, engelli vatandaşları hatırlamak ve beklentilerini hatırlatmak için sadece 3 Aralık ya da 10-17 Mayıs haftasını beklemenin hakkaniyetli ve insaflı bir tutum olmadığına söyledi.
Her insanın bir yönüyle engelli adayı olduğunu ifade eden Bahçeli, "Engelli kardeşlerimize verilen destek ve sunulan katkılar insani ve ahlaki bir sorumluluk olmakla birlikte, aynı zamanda herkesin geleceğini de güvenceye alması demektir. Bir insanın kalbi engelli değilse, duygu ve değerleri engellenmemişse mesele yoktur. Zihin yerine zihniyette engel yoksa ümitsizlik ve yılgınlık doğru olmayacaktır. Engelli kardeşlerimizin var olan sorunlarını biliyor ve iktidarımızda hak ettikleri yardım ve desteği daha fazla vereceğimizi şimdiden kararlılıkla ilan ediyorum. Engelliliğin önündeki tüm engelleri kaldıracağız. Engelsiz bir hayat için lazım gelen tüm çabamızı göstereceğiz" diye konuştu.
Türk kadınına 5 Aralık 1934'te seçme ve seçilme hakkı verildiğini hatırlatan Bahçeli, dönemin şartları düşünüldüğünde bu hakkın radikal bir reform olduğunu vurguladı. Kadınların da oy kullandığı ve 5. Dönem TBMM'nin belirlendiği 8 Şubat 1935'de 17 kadın milletvekilinin Meclis'e girdiğini, izleyen dönemde yapılan ara seçimle bu sayının 18'e ulaştığını aktaran Bahçeli, Türk kadınının hiçbir zaman geri planda olmadığını anlattı.
Kurtuluş Savaşı'nda ön saflarda Türk kadınının da durduğunu söyleyen Bahçeli, Gazi Mustafa Kemal'in 21 Mart 1923 tarihinde yaptığı bir konuşmasında, "Dünyada hiç bir milletin kadını 'Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım. Milletimi halasa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gördüm' diyemez" dediğini anımsatarak, şöyle konuştu:
"Bütün bunlar olmuş ve oluyor iken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Kasım günü, hem de kadınların yüzüne baka baka 'Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezseniz, o fıtrata terstir' diyebilmiştir. Bizi üzen bir başka husus ise bu sözlerin sarfedildiği salonda hazır bulunan hanımefendilerin, Erdoğan'ın yakışıksız ve ucube yorumlarını alkışlamalarıdır. Şundan eminim ki bu zihniyet cahiliye döneminin tortularını tıpa tıp zihninde taşımaktadır. Erdoğan geçmişte de 'Kadın kadındır, erkek erkektir. Bunların eşit olması mümkün mü' diyecek kadar ileri gitmişti. Velakin kadın-erkek eşitliğini reddeden bu anlayışa hanımefendilerin destek vermesi neresinden bakarsak bakalım yürek yaralayıcı bir durumdur. Erdoğan, 'Kadınların ihtiyacı olan eşitlikten ziyade eşdeğer olabilmektir' değerlendirmesini yapmaktadır. Değer nedir bilmeyen, değerli olmak nedir tanımayan; hele ki, değerler piramidi göçmüş ve rutubetlenmiş birisinin eşdeğerden ne anladığı muammadır. Devletin en tepesinde cinsiyetçi körlüğe takılmış birisinin bulunması milletimiz adına ilave külfet ve talihsizliktir. Kadın erkek eşitliğini fıtrata ters bulan Erdoğan, sanıyorum 17-25 soygununu fıtrata ve fıtratına tam olarak uygun bulmuştur."
"PKK'yla pazarlık yapmak fıtrata ters değildir"
Soma'da 301 madencinin kaybının "işin fıtratı" olarak nitelendirildiğini ifade eden Bahçeli, "Ama çalıp çırpmak, rüşvet alıp yasakçı bir yönetimi kurumsallaştırmak fıtrata müzahirdir" dedi.
"Erdoğan sıkıştı mı, gündem değişikliğine ihtiyaç duydu mu, ya fıtrata ya paralele ya başörtüsüne ya da maneviyat sömürüsüne aracısız bağlanmaktadır" değerlendirmesini yapan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Nasılsa inanan ve aldanan çoktur ancak PKK'yla pazarlık yapmak fıtrata ters değildir. Garip gurebanın, fakir fukaranın hakkından zorla kesip kaçak ve karanlık saray yaptırmak ve bu sarayı millete açıyorum derken komandolara teslim etmek herhalde fıtrattandır. Her gün kadınlar cinayete kurban gidip gazetelerin 3'ncü sayfaları kandan ve katliamdan geçilmezken vicdan firarını hatırlayan yoktur; ama konu kadın-erkek olunca fıtratçı fesatlar birden bire kendilerini göstermektedir. Kimse gücenmesin, kimse darılmasın, biz böyle bir fıtratı tanımayız, böyle bir fıtratın fitne olduğunu söylemekten de hicap duymayız."
Kadına yönelik şiddetin arttığını bildiren Bahçeli, ülkelerin gelişmişlik ve medeniyet ölçüsünün kadınlara yönelik davranışta gizli olduğunu ifade etti. Kanıda şiddetin mutlaka önlenmesi, bu zulmün önüne geçilmesi gerektiğini anlatan Bahçeli, "TBMM'de kadın vekil sayısının artıyor veya azalıyor olmasından çok; öncelikle konuşmamız gereken kadınlara gösterilen alçak muamelelerin nasıl ve hangi sebeplerle fazlalaşıyor olmasıdır. Kadınla şiddet arasında kurulan zehirli bağı koparıp atmadıktan sonra Türkiye'nin düzlüğe, medeni ve methedilecek bir seviyeye gelmesi imkansızdır. Kadına yönelik şiddeti bir kez daha lanetliyorum" diye konuştu.
"Rüşvet alıp vermek insanlık suçudur, dinen haramdır ve hukuken de cezası bellidir"
Bahçeli, 2014'te iki seçim yapılmasına rağmen, toplumsal ve siyasi tansiyonun normalleşemediğini iddia ederek, "AKP'nin bizzat mihmandarlığı ve müdahalesiyle ortak değerler aşındırılmış, toplumsal hoşgörü zehirlenmiştir. Kutuplaşmalar keskinleşmiş, siyasi ve ahlaki kirlilik yaygınlaşmıştır. Adalete darbe vurulmuş, rüşvet ve rüşvetçilere kol kanat gerilmiştir. Etnik bölücülük serpilmiş, hainler tavizlerle taltif edilmiş, jestlerle ödüllendirilmiştir. Bunların yanında, ekonomik tablo ise tam bir yıkım ve enkazı işaret etmektedir" diye konuştu.
Türkiye'deki işsiz sayısının 5,5 milyonu geçtiğini ileri süren Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi:
"15-24 yaş grubunda bulunan gençlerimiz işsizlikten kırılmaktadır. Villada para eritemeyen, yatak odalarına para santralleri kuran, gemi yüzdüren, milyar dolarlar içinde yüzen evlatlar talihlidir de; şu bozuk ve adaletsiz düzene bakınız ki, milletimizin pırıl pırıl milyonlarca gencinin cebinde beş para yoktur. Saraylarda lükse batan bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı çocukları saltanat sürmektedir; Erzurumlu Mehmet ile Tuncelili Hüseyin, Diyarbakırlı Hakan ile Balıkesirli Ali umutsuzluğun dibindedir. Trabzonlu Dursun, çayına atacak şeker bulamazken Yozgatlı küçücük Elif çikolatayı bayramdan bayrama görürken; haysiyetsiz bir bakan çikolata kutularında milyon dolarlarca rüşvet almıştır. Bu bakan ki Meclis Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadede aldığı rüşveti hediye olarak saptırmış, daha da ileri giderek hediyenin Türk geleneği olduğunu söylemiştir. Acaba Bakara Suresi'yle dalga geçerek akara-makara soytarılığına tevessül etmek hangi edepsiz geleneğin ürünüdür?
Bizim bildiğimiz Türk geleneğinde hırsızlığın hediyeleşmekle örtülmesi diye bir şey yoktur. Eğer böyle bir gelenek varsa bu Firavun geleneğidir, Yezid geleneğidir, Nemrud geleneğidir, yaşayışları hayvandan bile daha aşağı olan Lut, Nuh ve Semud Kavimlerinin geleneği olacaktır. Türk milletinin geleneğinde emanete hıyanetlik yoktur. Türk milletinin geleneğinde Beytülmala el uzatmak, soygun çetelerinin kulu ve kuklası olmak yoktur. Evet, hediye alıp vermek sünnettir, fakat rüşvet alıp vermek insanlık suçudur, dinen haramdır ve hukuken de cezası bellidir. Adli Tıp Kurumu'nun 17-25 Aralık'tan sonra medyaya yansıyan rüşvet ve yolsuzluk tapelerinin montaj olmadığı sonucuna varması bile rüşvetçilerde bir ıslah, tedirginlik ve pişmanlığa yol açmamıştır. Çünkü bunların vicdan dikişleri sökülmüş, utanma perdeleri yırtılmıştır. Utancından kulaklarını saklayan Midas'tan asırlar sonra, bu defa da karanlık emellerinden dolayı koyulaşan yüzünü gizlemeye gerek duymayan bir iktidar bu topraklarda ortaya çıkmıştır."
"AKP yolsuzluk olmuş, yoksulluk olmuş, yalan ve yasakla bütünleşmiştir"
Dört eski bakan hakkındaki Meclis Soruşturma Komisyonu haberlerine yayın yasağı konulduğunu hatırlatan Bahçeli, şunları kaydetti:
"Balıkesir'de Kuva-yi Milliye'den bahseden, aslında Kuva-yi İnzibatiye'nin neferi olan Başbakan'ın, bu gelişmelerden 'haberim yok' demesi kendisi ve üslubu kadar kara mizahtır. AKP yolsuzluk olmuş, yoksulluk olmuş, yalan ve yasakla bütünleşmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adalete vurgu yapan konuşmaları, gördüğü mikrofonlarda atıp tutması yangını gizleyemeyecektir. AKP Hükümeti batmıştır, bitmiştir, balon gibi patlamıştır. Çevre ve Şehircilik eski Bakanı, hatırlarsanız, istifaya zorlanırken dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı suçlamıştı. Hatta soruşturma dosyasındaki imar planlarının Erdoğan'ın talimatıyla yapıldığını, bu nedenle Başbakan'ın istifa etmesi gerektiğini açık açık söylemişti. Bu eski bakan o zaman ki sözlerini bugün bir çeşit sistem, alınganlık ve diğerleriyle aynı çuvala konulmasına tepki olarak tevil etmiş ve kıvırmıştır. Yani ortada bir çuval ve bu çuvalın içine tıka basa doldurulanlar vardır.
Bilmeyen varsa söyleyeyim, bu çuval rüşvet çuvalıdır, bu çuval hırsızlık çuvalıdır, bu çuval AKP'nin başına geçen 17-25 sıra sayılı hortum çuvalıdır. Demek ki, bu eski bakan çuvala giren diğer dört eski bakanla yana yana getirilmekten, üst üste koyulmaktan rahatsızdır. Bu şahıs, çuvalın içine atılmaktan keyfi kaçmışsa, dışarıda, tam da çuvalın kenarında duran asıl failden de ahlaken rahatsızlık duyması lazımdır. Söz konusu faili önce istifaya çağırıp, sonra da u dönüşü yaparak allayıp pullamak olsa olsa korkaklık ve tehditle susturulmanın ilkesizliği olacaktır."
Bahçeli, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun ses tonunun özenti, vücut dilinin kopya olduğunu ifade ederek, "Başbakan Davutoğlu, her fırsat ve zeminde doğan görünümlü şahin otomobil gibi ses çıkarmaktadır" dedi.
Davutoğlu'nun miras yediler gibi konuştuğunu, ekonomide bahar havası estirdiğini, ezberlediği klişe ifadeleri millete yedirmeye çalıştığını savunan Bahçeli, gerçekte Türk milletinin açlığa, borca ve sefalete mahkum edildiğini söyledi. Bahçeli, 2002'de 164 bin 674 olan bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısının 2013’te 644 bin 920'ye çıktığını, 2002'de 357 bin 916 olan kredi kartının borcunu karşılayamayanların sayısının 2013'te 915 bin 691’e ulaştığını belirtti.
Bireysel kredi ve kredi kartı borcu olanların 2 milyon 792 bin 780’e yükseldiğini anlatan Bahçeli, kişi başına düşen borcun 2002'de 3 bin 402 dolarken bu yılın ikinci çeyreğinde 7 bin 882 dolara fırladığını ifade etti.
"Her körpe yavru gözlerini borçla açmaktadır" diyen Bahçeli, vatandaşın cebindeki her 100 liranın neredeyse 60 lirasının borç olduğunu kaydetti.
Bahçeli, petrolün varil fiyatının beş ay içinde yüzde 40 düşmesine rağmen, benzin ve motorinde komik indirimler yapıldığını savundu.
"Rusya'nın niyeti dikkatlerimizden kaçmadı"
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 1 Ocak’tan itibaren doğalgazın satış fiyatında yüzde 6’lık bir indirime gideceklerini açıklamasının iyimser bir gelişme olduğunu dile getiren Bahçeli, şunları söyledi:
"Bunun neyin karşılığında olduğu ve vatandaşlarımızın tüketimine ne şekilde yansıyacağı ileriki tarihlerde daha net görülecektir. Petrol fiyatının ucuzlamasından dolayı yaklaşık 90 milyar dolarlık zarara uğrayan Rusya’nın, yeşeren sosyal ve ekonomik açmazları hafifletmek için Batının ambargo ve yaptırımlarını Türkiye üzerinden etkisizleştirme niyeti dikkatlerimizden kaçmamıştır. Erdoğan ve Putin’in Suriye konusunda görüş ayrılıkları olsa da bu ikilinin mizaçlarındaki benzerlik ortak paydaları olarak ön plana çıkmaktadır. Rusya ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişki ve hacmin iki ülkenin yararına gelişmesi için bölgesel ve jeopolitik risklerin de hesaba katılması gerekmektedir. Kırım’daki zulüm ve eziyet bitmeden Rusya’nın inandırıcılığı bize göre olmayacaktır.
Rusya’nın Türkiye’ye sattığı doğal gazın toplam faturasında indirime gitmesi, ekonomik parametre ve hedeflerden ziyade siyasi ve bölgesel konulara endekslidir. Ve bu kapsamda AKP’nin el altından ülkemize yeni külfetler getirmesi kaygılarımızın başında gelmektedir. Başbakan ve Hükümeti, petrolün satış fiyatını olması gerektiği gibi düşürmeyerek muhtemel vergi geliri kaybından doğacak alternatif maliyeti vatandaşlarımızın sırtına yüklemektedir. Ekonomik büyümenin çarşıya pazara, mutfağa ve iş bulmaya katkısı yoktur."
Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hala Galataport ihalesiyle uğraştığını, yargıyı ihanetle suçladığını ifade ederek, "Oferler'in eline, avucuna bakmaktadır. Erdoğan’ın küresel servet ve sermaye sahiplerinin avukatlığına soyunması, hukuku işleten yargı mensuplarına ihanet iftirası atması bir telaş ve korkunun mahsulüdür. Ya Galaport ihalesinde yüklü bir komisyon alınmış ve bunun geri verilmesi Erdoğan’ı kara kara düşündürmektedir ya da Erdoğan bu ihale karşılığında kişisel ve ailesiyle ilgili başka bir söz almıştır. Zira konuyla ilgili tepkisinin yüksek dozu başka türlü izah edilemeyecektir" diye konuştu.
"AKP Allah korkusunu defterden sildi"
Erdoğan ve Davutoğlu'nun icraatlarının Türkiye'nin aleyhine olduğunu iddia eden Bahçeli, şöyle devam etti:
"İnançlarımızı diline dolayarak mütedeyyin kitlelere seslenen AKP iktidara gelince, Allah korkusunu defterden silmiştir. Kul ve yetim hakkına el uzatan yerli ve yabancı soygun ve menfaat çetelerinin ümidi ve kurtarıcısı haline gelmiştir. AKP, 12 yıllık iktidar döneminde yağma, talan, rüşvet, vurgun ve soygun hanedanlığı kurmuştur. 'Yolsuzlukları kestik' diyenler çalarken yakalanmış, 'hortumları kapadık' diyenler hortum döşerken basılmıştır. AKP kadroları, iktidar olunca ani ve hızlı dönüşüm göstermiş, küresel sermayeye ve gayri milli zihniyete hizmet ve sadakatte bir sakınca görmemişlerdir.
Bu ilkesiz siyasetin bir zamanlar resmen başında olan şahıs, yıllar yılı fakirlik sömürüsü ile dünya malında gözü olmadığını söylemiş, millete hizmetten başka bir amacı olmadığını pişkinlikle dile getirmiştir. 'Fakir' istismarlarına, 'biçare derviş' çağrışımlarına karşılık bilinmelidir ki bu millet 17-25 Aralık’taki tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk vakasını unutmayacaktır. İtibar için yapıldığı söylenen ve her vatandaşımızın cebinden çıkan toplam 1 katrilyon 370 trilyon dolara mal olan kaçak ve karanlık sarayı ve bedeli 400 trilyon lirayı aşan uçağı unutmayacaktır. Suriyeli mültecilere 5 milyar dolar harcayıp, sıra öğretmene, çiftçiye, memura gelince çok gören; 'veren el alan elden üstündür' parolasıyla eşe, dosta, hısıma, dünüre ve havuzculara hazineyi peşkeş çeken vicdansızları unutmayacaktır. Dünün 'adil düzencileri'nin, bugünün 'batıl düzencileri' olmasını kimseler unutmayacaktır. Vatandaşa yırtık ayakkabı giydirip, ayakkabı kutularına milyon dolarları deste deste dizen bugünkü iktidar kadrolarını bu millet unutmayacak ve affetmeyecektir."
Papa'ya tepki
Papa Franciscus'un Türkiye ziyaretine de değinen Bahçeli, "Yeni sarayının açılışını Papa ile beraber yapan Erdoğan’ın sanki günah çıkarmak için sabırsızlık çekmesi ayrı bir analizin konusudur" dedi.
Ziyaretin en önemli tarafının, Papa’nın İstanbul’da Fener Rum Patriği ile bir araya gelmesi ve Ermenistan ile sınır kapılarının açılmasını önermesi olduğunu belirten Bahçeli, "Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili uydurmaların 2015 yılında zirveye çıkacağı anlaşılmaktadır. Papa sanki bunun haberini verir gibi konuşmuş, üstüne vazife olmayan bir konuda yorum yapmıştır" diye konuştu.
Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki 960 yıllık ihtilafın giderilmesi ve birleşmenin sağlanması için yoğun bir girişim ve temas olduğunu dile getiren Bahçeli, "Yüzyıllarca birbirini aforoz eden iki ekolün mutabakat arayışı, Müslümanlar parçalanırken Hristiyan birliğinden bahsetmeleri bize göre kuşku verici bir gelişmedir. Dinler arası diyalog ve Ilımlı İslam gibi defolu kavram ve sinsi projelerle üzerimizdeki operasyonun şekil ve muhtevası çoktan deşifre olmuştur" dedi.
Papa'nın Fener Rum Patriği'nin Ekümenik sıfatına kendince meşruluk atfettiğini belirten Bahçeli, bu unvanın Lozan Anlaşması'na aykırı olduğunu vurguladı.
Tüm inanç ve dinlere saygı duyan siyaset disiplini ve ahlakına sahip olduklarını belirten Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ancak Anadolu’da bir Hristiyan üstünlüğü hedefinin eşzamanlı olarak Türkler'in bu topraklardan çıkarılması hesabına refakat ettiğini de görüyor ve müşahede ediyoruz. İstanbul’un Vatikan benzeri bir minyatür veya şehir devleti haline getirilerek ele geçirilmesi amacının ısrarla sürdürüldüğünü görmemek için de kör olmak gerektiği kanaatindeyiz. Bunun yanı sıra, Heybeliada Papaz okulunun açılması için AKP ve dostları fırsat kollamaktadır.
Anadolu coğrafyası Türk milletinin son ve ilelebet vatanıdır. Bizim, kalbinde kilise, ağzında cami olanlara verilecek vatanımız, feda edilecek insanımız, heba edilecek değerimiz olmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklüğün ölüm ve sürgünü demek olan her teklif, emel, gaye ve hazırlığa sonuna kadar karşı duracak, Türkiye’yi tüm güzellik ve değerleriyle bağrına basacaktır. Biz Ekümenik’i bilmeyiz, papaz okulundan anlamayız, son yurdumuzda meydanı boş bulan misyonerlerin, diyalogcuların, görünmez kilise havarilerinin tezgahına katiyen düşmeyiz. Kilise’de ayin yapmak isteyen varsa buyursun yapsın. Buna saygı duyarız fakat Ezanı susturmayı, Türk milletini teslim almayı aklından geçiren varsa yeni Kılıçarslanlar'ın korkusuzca vatanları için nöbet beklediklerini hatırlatmayı bu vesileyle tarihi bir görev sayarım."
Muhabir: Ali Hakan Der, Fatma Can
Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
